Sinema Hukuku

DÜNYADA VE ÜLKEMİZDE SİNEMA HUKUKUNUN TARİHSEL GELİŞİMİ

  1. yüzyılda matbaanın bulunmasından sonra ortaya çıkan, İngilizce kelime anlamı aslen “bir edebiyat eserinin çoğaltılması”nı ifade eden “Copyright” kavramı, zaman içinde tüm fikri eserlere ilişkin hakları kapsayan bir anlama kavuşmuştur. Bu kelimenin bizdeki karşılığı olan “Telif Hakkı” da Arapça “Alf” kökünden gelen ve “eser yazma” anlamına gelen “talif”ten türetilmiş bir kavram olup, aslen bir eserin yazarının haklarını ifade etmektedir. Benzer şekilde ülkemizde de bu kavramın kapsamı genişleyerek zaman içinde Fikri Hakları ifade eden bir anlam kazanmıştır.

Dünyada Telif Haklarına ilişkin ilk kanun, 1709’da İngiltere’de yürürlüğe konan ”Kraliçe Anne Kanunu” (The Statute of Anne) olarak kabul edilmektedir. Akabinde gelen Fransız Devrimi ile başlayan ve kısa zamanda dünyayı etkisi altına alan fikir hareketi neticesinde, özellikle Avrupa ülkelerinde fikri mülkiyete ilişkin düzenlemeler yapılmaya başlanmıştır. Ancak bu düzenlemeler millî telif yasaları olup, ilgili ülkede üretilen eserlerle sınırlı olmaktaydı.

İşte bu hakların uluslararası alanda korunması amacıyla ilk olarak Almanya, Belçika, İspanya, Tunus, Fransa, Haiti, İngiltere, İsviçre, İtalya ve Liberya’nın katılımıyla 1886 tarihinde Edebiyat ve Sanat Eserlerinin Korunmasına İlişkin Bern Sözleşmesi (“Bern Sözleşmesi”) imzalanmıştır.  Sözleşmenin yürütülmesi içinse 1893 yılında

Bu tarihten yaklaşık 10 yıl sonra, 28 Aralık 1895’te Paris’te Capucines Bulvarı’ndaki Grand Cafe’deki Salon des Indiens’de Louis ve Auguste Lumiere kardeşlerin kamera ve projektörün bir arada olduğu “Sinematograf” aletini icat ettikten sonra yaptıkları ilk kısa film gösterisi, sinemanın doğuşu olarak kabul edilir.

Bu gelişmenin akabinde “Sinema Eserleri”, 1908 tarihli Berlin revizyonunda Bern Sözleşmesi kapsamına alınmıştır. Ancak bu tarihlerde film denildiğinde sadece birbirini izleyen hızlı sessiz resimlerden oluşan çalışmalar anlaşıldığından, gelişen sinema teknolojisi karşısında üretilen sesli filmler için tam bir koruma sağlanamamıştır.

Sinemanın kendine özgü bir sanat dalı olarak, 7. Sanat kabul edilmesine ilk kez İngiltere’de 1910’lu yıllarda rastlanmaktadır. Diğer Batı ülkelerinde de zaman içinde paralel gelişmeler boy göstermiştir. İlk kez görüntü ve sesin beraber kaydedildiği uzun metraj film “The Jazz Singer” 1927’de New York’ta izleyiciyle buluşmuştur. Sinema tarihindeki ilk renkli filmin hangisi olduğu ise, sessiz film döneminde bile sonradan boyama yoluyla filmler renklendirilebildiğinden tartışmalı bir konudur.

Sosyal ve kültürel yaşamdaki bu değişimler karşısında 1896’da Paris, 1908’de Berlin, 1914’de Bern, 1928’de Roma tadilatlarına uğrayan Bern Sözleşmesi bu kez 1948’de Brüksel’de tadil edilmiş ve bugünkü anlamdaki Sinema Eserleri uluslararası hukuk alanında koruma altına alınmıştır. Akabinde 1967’de Stockholm, 1971’de Paris ve 1979 yılında Brüksel’de yapılan değişikliklerle beraber Bern Sözleşmesi toplamda 8 kez tadil edilmiştir. Yıllar içinde sözleşmeye taraf ülkeler artmış olup, mevcut durumda 168 münakid devlet bulunmaktadır. Sözleşmede “sinematografik eser”, “Edebiyat ve Sanat Eserleri” arasında sayılmakta, eser sahibinin mali ve manevi hakları ile bu hakların kullanım süre ve koşulları düzenlenmektedir. Bern’i, yeni gelişmelere bağlı olarak birçok uluslararası sözleşme takip etmiştir.

Yukarıda değinilen BIRPI ise 1973 yılında tüm dünyada fikri ve sınai mülkiyet haklarının korunmasını sağlamak için kurulan Dünya Fikir Mülkiyet Örgütü (WIPO) kuruluş sözleşmesinin yürürlüğe girmesiyle yeni isim ve yapıya kavuşmuştur.

Ülkemizdeki tarihsel gelişime baktığımızda; matbaanın Osmanlı’ya ancak 1727 yılında gelmiş olmasının, telif haklarının gelişmesini yaklaşık 300 yıl geciktirdiği görülmektedir. Telif haklarıyla ilgili ilk hukuki düzenleme, yazılı eserler ve yayım evlerine ilişkin 1850 Encümen-i Daniş Nizamnamesi’dir. Gerçek anlamdaki ilk Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu ise 1910 tarihli Hakkı Telif Kanunu’dur. Bu Kanun, Prof. Ernst Hirsch tarafından hazırlanan 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanununun (FSEK) yürürlüğe girdiği 1952 yılına dek yürürlükte kalmıştır. FSEK, 1983’ten 2020 yılına uzanan çeşitli değişikliklerle halen yürürlüktedir. FSEK mevcut halinde “Sinema Eserleri” şu şekilde tanımlıdır;

“Sinema eserleri, her nevi bediî, ilmî, öğretici veya teknik mahiyette olan veya günlük olayları tespit eden filmler veya sinema filmleri gibi, tespit edildiği materyale bakılmaksızın, elektronik veya mekanik veya benzeri araçlarla gösterilebilen, sesli veya sessiz, birbiriyle ilişkili hareketli görüntüler dizisidir.”

Sinema eserlerini daha detaylı düzenlemek üzere son olarak 2019’da değişikliğe uğrayan, 2004 tarihli 5224 Sayılı Sinema Filmlerinin Değerlendirilmesi ve Sınıflandırılması ile Desteklenmesi Hakkında Kanun yürürlüğe girmiştir.

Sinemanın ülkemizdeki sanatsal gelişimine geldiğimizde; Lumiere Kardeşlerin ilk sinematograf gösterisi düzenlemelerinin hemen ardından sinematografın Osmanlı İmparatorluğu’nun başkenti İstanbul’a ulaştığı görülmektedir. Halka açık ilk sinema gösterisi, Fransız Pathe Yapımevi’nin İstanbul temsilciliğini yapmakta olan Sigmund Weinberg tarafından Pera (Beyoğlu) semtinde 1896 sonlarında düzenlenmiştir. Bu gösteriyi başka salonlar da takip etmiş, Türk sinema tarihinin ilk filmi Fuat Uzkınay’ın çektiği Ayastefanos’taki Rus Abidesinin Yıkılışı adlı belgesel film olmuştur. İlk senaryolu filmler ise 1917 yılında gazeteci Sedat Simavi tarafından çekilmiştir. Türk sinemasında ilk sesli film İstanbul Sokaklarında adlı, 1928 tarihli Muhsin Ertuğrul yapımı olup, ilk uzun metrajlı renkli film de yine Muhsin Ertuğrul imzalı 1953 yapımı “Halıcı Kız”dır.

Türkiye’nin Bern Sözleşmesi’ne katılımı 1 Ocak 1952 tarihinde, 1948 tarihli Brüksel Belgesi ile gerçekleşmiştir. Ancak Türkiye, sözleşmenin 8. maddesine ihtirazı kayıt koymuş ve bu madde yerine 1896 tarihli Paris değişikliğinin 5. maddesini kabul etmiştir. Bu suretle, 10 yıl önce yayımlanmış eserlerin bedel ödenmeksizin Türkçe’ye serbestçe çevrilebilmesi imkanı sağlanmıştır. Akabinde ülkemiz 1996 yılında Bern Sözleşmesinin 1971 tarihli Paris değişikliğine katılmış, sözleşmede en son yapılan 1979 değişikliğini ise 2003 yılında kabul etmiştir.